Astroloji ne kadar güvenilir, bilimsel dayanağı var mı?

Son yıllarda astroloji adeta altın çağını yaşıyor.Çünkü artık sadece burç yorumuyla kalmayıp finansal astroloji, sağlık astrolojisi, hatta son günlerde seçim astrolojisi gibi daha yeni alanlarla da gündemde. Peki bu kadar popüler bir gündemin bilimsel dayanağı var mı?

Astroloji ne kadar güvenilir, bilimsel dayanağı var mı?
REKLAM ALANI
Yayınlama: 04.05.2023
1
A+
A-

Öncelikle astroloji nedir ona bir bakalım:

Astroloji, Eski Yunancada yıldız anlamına gelen “astro” ve mantık, akıl yürütme manasındaki “loji” kelimelerinden oluşur. Astronomik göstergeler ile insan yaşamı ve dünyasal yaşam arasında bağlantı kurar. Güneş’in, Ay’ın, gezegenlerin konumlarına göre matematiksel hesaplamalar yapıp açıları da göz önünde bulundurarak gökyüzünün yeryüzüne yansıma biçimini inceler. Daha geniş bir tanımla gökyüzündeki cisimlerin hareketlerinin gezegen yaşamına etkilerini ele alır. Doğum haritası veya yıldız haritası gibi kişisel alanlar üzerine odaklanabileceği gibi sağlık, ekonomi, politika, tarih veya kolektif olaylar gibi konular hakkında da bilgi verir. Bu nedenle astroloji, ilgilendiği alana göre farklı alt dallara ayrılır.

Kadim düşüncelerde astroloji

Astrolojinin tarihi, temelde insanlığın başlangıcından bu yana gökyüzüne duyulan meraka dayanır. Astroloji; varoluşun sebebini anlamaya çalıştığımız ve kendimize bir kimlikle yer bulmak istediğimiz evrende Ay, Güneş ve gezegenlerle bizim için bir yol gösterici olur.
İlkel toplumlar; önce zamanı ölçmek için astrolojiden yararlanmışlar ve henüz yazı keşfedilmemişken Ay’ın fazlarını duvarlara, taşlara, kemiklere ve boynuzlara çizdiler. Mevsimleri anlamak içinse Güneş’in hareketlerini takip ettiler. Böylece zamanla birçok işlerini Ay ve Güneş takvimine göre yapmaya başladılar. Sonrasında dinsel ritüellerle göklerden edindikleri bilgileri iç içe geçirerek kendi yaşamlarına dahil ettiler. Gökyüzündeki hareketliliğin yeryüzünü etkilediği düşüncesi ile gök cisimlerini tanrı olarak gördüler.
Yazının keşfiyle Babil astrolojisinden başlayarak sırayla Helenistik astroloji, Çin astrolojisi ve Batı astrolojisi şekillenmeye başladı ve oradan günümüze kadar uzandı. Astroloji ve tarihi hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız “Astroloji Nedir?” adlı içeriğimizi okuyabilirsiniz.
Aristo, Farabi, İhvan al-Safa, İbni Haldun gibi filozoflar astrolojiyi tabi ve riyazi (matematikle ilgili) ilimler kategorisinde değerlendirmişlerdi. Kadım düşünürler kadar günümüz bilim insanları da jeomanyetik değişikliklerin Güneş ve gezegenlerle ilişkisini araştırdılar ve bu ilişkinin Dünya’daki olaylarla korelasyonunu ve her şeyin temelinde duran insanoğlunun yapısını nasıl etkilediğini açıklayan teoriler ortaya koydular. Ancak “Astroloji bilim midir, değil midir?” tartışması ve astrolojinin işleyiş mekanizmasına dair sorular hiç bitmedi. Yeni bilimsel veriler ve yaşadığımız evrensel dönüşüm insanoğlunu farklı bir idrak aşamasına götürürken astrolojinin işleyiş mekanizmasına yönelik sorulara yanıt arayalım.
M.Ö. 570 – M.Ö. 495 yılları arasında yaşamış olan İyonyalı filozof ve matematikçi Pisagor, gezegenlerin yörüngelerinde matematiksel bir uyum oluştuğunu ve gezegenler arasındaki uzaklıkların müzikal aralıklara tekabül ettiğini bulmuştu. Aristo, astrolojiyi tabi ilimlerin yedi kolundan biri sayarak tıp ve kimya gibi ilimlerin arasına koymuştu.
8. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar Müslüman düşünür ve filozlar, tıp, astronomi ve matematiğin yanı sıra astroloji alanında da önemli gelişmeler kaydetmiş ve bu konuda Arapça eserlere imza atmışlardı. Osmanlı döneminde astronomi ve astroloji çalışmalarında Uluğ Bey’in Semerkant’ta kurduğu rasathanede yetişen bilim insanlarının yeri önemliydi. Ali Kuşçu, Takiyüddin er-Raşid gibi bilim insanları astronominin yanı sıra astroloji ile de ilgilenmişlerdi.
Avrupa’da reformlar ve Rönesans sürecinde üniversiteler açılmış ve bu süreçte astroloji değer görmüş, bilimin doğal bir sonucu olarak ele alınmıştı. Bologna Üniversitesi’nden matematikçi, astronom ve astrolog Guido Bonatti’nin yazdığı Liber Astronomiae kitabı 13.yüzyılda entelektüel camianın astrolojiye olan ilgisini arttırmıştı.
Rönesans döneminde astroloji çalışmalarıyla öne çıkan önemli isimler arasında bugünün matematiğine öncülük etmiş kişi olan matematikçi, fizikçi, astrolog ve hekim Gerolamo Cardano, astrolojinin geçerliliğine inanmış ve onu reforme etmeye çalışmış bilim insanı, matematikçi ve astrolog Johannes Kepler ve logaritmayı bulan ünlü matematikçi John Napier bulunmaktaydı.

Astrolojinin bilimsel bağlantısı nedir?

Astrofizik ve kozmik manyetizma alanında saygın bir otorite olan İngiltere Playmouth Üniversitesi’nden gökbilimci/astrofizikçi Dr. Percy Seymour bir röportajında,1 Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin etkilerini manyetik sinyaller aracılığı ile bize ilettiğini ifade etmiştir. Evrenin her yerinde mevcut olan manyetizmanın, tüm Dünya üzerinde insanlar da dahil olmak üzere, birçok sayıda canlının biyolojik döngülerini etkilediği bilinmektedir. Seymour’ın çok bağlantılı teorisi, gezegenlerin Güneş’teki gazların dalgalanmasını artırdığını, Güneş lekelerine ve partikül emisyonuna neden olduğunu ve bunların daha sonra Dünya’nın manyetosferine çarparak tıpkı bir zil gibi çaldıklarını öne sürer. Bu gezegenlere ait manyetik sinyaller daha sonra anne karnındaki fetusun sinir ağları tarafından algılanarak bebeğin doğumunu haber verir.
Seymour’un teorisine göre, astroloji bedene yönelik manyetik etkilere dayanır, astrolojik etkiler Güneş’in Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerle ilişkili manyetik aktivitesi ile ilişkilidir. Bebek de doğduğunda; Güneş’in manyetik alanından dolaylı olarak etkilenen Dünya’nın manyetik alanından etkilenir. Doğum sırasında bebeğin algısal sinir sistemi aktive olur, tüm sinir sistemi hücresel düzeyde jeomanyetik olarak kodlanır.
Dr. Jane Blizard’ın NASA için 1960’lı yıllarda yaptığı araştırmanın2 sonuçlarına göre, gezegenler arası kavuşum, karşıt ve bazı 90 derecelik dizilimler Güneş’te şiddetli bozulmalara yol açar. Teori aynı zamanda Güneş alanının kabaca 11 yılda bir kez gerçekleşen düzenli manyetik değişimlerinin Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ün çekim etkileri nedeniyle oluştuğunu da ileri sürer. Güneş, on yıldan uzun periyodlarla Güneş Sistemi kütlesinin ortak merkezine ilerler ve bunun da ana nedeni Jüpiter ve Satürn’ün çekimidir. Güneş sistemi kütlesinin ortak merkezini haşin bir şekilde çeken Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün, Güneş’in manyetik alanının değişmesine ya da bir yönden diğerine dönmesine neden olan küçük girdap akımlarına neden olurlar. Bu dört gezegen Güneş’in manyetik alanının yön değiştirmesine neden olduğu ve Güneş ekvatorunun kutuplarından daha hızlı döndüğü için bu güç hatları kanallara dönüşür. Sonra bütün gezegenler sırasıyla Güneş’in manyetik kanallarını bozmada rol oynayabilir. Böylelikle bazı gezegenlerin Dünya’nın manyetik alanını doğrudan etkilediği ortaya çıkar.
Gezegen dizilimlerinin yarattığı etkiler üzerine açıklamalar 1950’lerden itibaren dikkat çekici bir şekilde artmıştır. İstatistikçi ve fizikçi Michel Gauquelin’in Kozmik Saatler kitabında, yukarıda sözünü ettiğimiz çeşitli gezegen konfigürasyonlarının radyo sinyallerinin alınmasında bozukluğa yol açtığı yazar. California Teknoloji Enstitüsü’nden J.A. Roberts’da 1963’te Gezegen Bilimleri Araştırma dergisindeki makalesinde, Venüs, Jüpiter ve Satürn’ün Dünya tarafından alınan güçlü radyo dalgalarının kaynağı olduğunu ifade etmiştir.

Astrolojiyi çürütme çabaları

Astrolojie kuşkucu ve bilimsel değil gözüyle bakanların yakında modası geçecek gibi … Astrolojiye çürütme gayretleri her dönemde olmuştur.Gaugelin’in çalışmalarına en yoğun eleştiri ve saldırı bilim insanlarından gelmiştir.
Kendine has bir metodolojisi olan astrolojinin çalışma mekanizmalarını henüz günümüz bilimi izah edebilir durumda değildir ancak insanoğlu evrenin yasalarını giderek daha iyi idrak ediyor ve görünen o ki önümüzdeki yaklaşık 200 yıllık süreçte bu çok daha hızlanacak.
Önümüzdeki dönemde astrolojiye kuşkucu veya küçümser bakanların da bu bakış açıları değişmek durumunda olacak.

Kaynak:mibosowellbeing/fikirturu.com

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.